Neden Hep Bir Sofranın Etrafında Buluşuruz?
İnsanlık tarihi kadar eski bir adetimiz var: Birbirimizi sofraya çağırmak. Kapımız çaldığında misafirimize ilk sorduğumuz soru çoğu zaman “Bir şey yer misin?” olur. Ne kadar modernleşirsek modernleşelim, hayat ne kadar hızlanırsa hızlansın, biz hâlâ en anlamlı buluşmalarımızı bir sofranın etrafında gerçekleştiriyoruz. Peki neden? Bu masanın etrafında toplanmamızı sağlayan görünmez heves nereden geliyor?
Belki de cevap, insan olmanın derinlerinde saklı. Çünkü yemek yemek, yalnızca karın doyurmak değildir; bir temaşa oluşturmaktır, bir bağ örmektir. Sofranın bu birleştirici gücü tam da burada başlar.
Eski çağların karanlık mağaralarını düşünelim. İnsanlar ateşin etrafında toplanır, avladıklarını paylaşırdı. Bu paylaşım yalnızca hayatta kalmanın değil, güvenin, dostluğun, topluluk olmanın başlangıcıydı. Binlerce yıl sonra hâlâ bir tabak yemeği paylaşırken içimizde oluşan o sıcaklık, o yakınlık hissi aslında bu kadim hafızanın bugüne uzanan yansımasıdır.

Birinin seninle yemeğini paylaşması, kelimelere ihtiyaç duymadan “sana güveniyorum” demenin en sade hâlidir.
Bu yüzden sofralar, kültürler tarafından sürekli bir ritüelle süslenmiştir. Dünyanın neresine gidersen git, yemek öncesinde veya sonrasında söylenen küçük bir söz, edilen dua, ikramın sırası, masanın düzeni tüm bunların hepsi sofrayı sıradan bir alan olmaktan çıkarıp bir törene dönüştürür. Türk misafirperverliğinde sofranın özel bir anlamı vardır; birine yemek hazırlamak, aslında yalnızca bir masaya değil, gönle de buyur etmek demektir. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır sözünün arkasında da aynı anlam vardır: Paylaşımın sessiz ama etkili olan bağı.
Bir sofraya oturduğumuzda yalnızca yemek değil, hafızalar da açılır. Çorba kaşığa alındığında çocukluğumuzun kışı gelir akla; bir pilavın kokusu anne mutfağına götürür bizi; kızarmış ekmek, sabahları uykulu uykulu masaya oturduğumuz günleri hatırlatır. Bu yüzden sofralar duygusal hafızanın en güçlü sahnelerinden biridir. İnsanlar masada daha çok konuşur, daha rahat güler, daha samimi olur. Çünkü yemek yemek, bedene olduğu kadar ruha da bir huzur verir. Beyin, “buradasın ve güvendesin” der. Belki de bu yüzdendir pazar kahvaltılarının uzun sürmesi.
Sofranın bir diğer gizli gücü eşitliktir. Bir masanın etrafında oturulduğunda insanlar aynı göz hizasındadır. Aynı ekmek bölünür, aynı sudan içilir, aynı tencerenin yemeğinden yenir. Yaş, makam, sosyal statü sofranın etrafına gelindiğinde incelir, yumuşar. Belki de bu yüzden en gergin ilişkiler bile yemek masasında çözülmeye daha yatkındır; çünkü sofranın dili farklıdır: Ayrıştırıcılığı değil, birliği çağırır.
Her sofraya aynı zamanda bir kültür de konur. Bir ülkenin hikâyesini anlamak için müzelerine gitmek kadar mutfağını tatmak da gerekir. Çünkü kültürün en somut hâli yemektedir. Baharatların dili, pişirme yöntemlerinin hafızası, bir tabak yemeğin ardındaki gelenek… Bunların hepsi geçmişten bugüne taşınan bir kimliktir. Bir yabancıyla masaya oturmak bu yüzden bir tanışma töreni gibidir; diller farklı olsa bile yemek birbirini anlamayı kolaylaştırır.
Modern çağ, sofranın bu ritüelini bir parça azalttı belki. Hızlı tüketilen yiyecekler, ekrana bakarak yenen yalnız öğünler…Zaman daraldıkça sofraya ayrılan vakit de daraldı. Ama önemli anlarda hâlâ sofraya sığınıyoruz. Düğünlerde, bayramlarda, doğum günlerinde, uzun zamandır görmediğimiz biri geldiğinde hep masayı büyütmeye, çeşitleri artırmaya, birlikte olmanın tadını çıkarmaya yöneliyoruz. Çünkü biliyoruz: En gerçek buluşmaların adresi sofradır. Ve her sofra, aslında küçük bir evren sunar bize. İçinde çeşitli tatlar, duygular, konuşmalar, sessizlikler ve paylaşımlar vardır.

Sonunda geriye şöyle bir gerçek kalır: Sofra, insanlığın ortak değeridir. Dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, hangi dili konuşursak konuşalım, hangi inanca sahip olursak olalım, sofraya oturduğumuzda aynı duyguda buluşuruz. Çünkü sofra, insanı insana yaklaştırır. Birbirimizi daha iyi duymamızı, daha iyi anlamamızı, daha çok sevmemizi sağlar.
Belki de bu yüzden, tüm yorgunlukların sonunda hâlâ aynı cümleyi kurarız:
“Hadi gel, sofraya oturalım.”
Çünkü o cümle, yalnızca yemek yemeye değil, birlikte olmaya yapılan en eski ve en güzel davettir.
senay4885
Yemek yemeyi seven bir toplumuz sofralarda toplanıp dostluklarımızı pekistiririz özlemlerimizi göndeririz sohbetler ederiz 😊😊😊



1 yorum