Tabağımıza dahil ettiğimiz meyve ve sebzelere bugünlerde daha dikkat eder olduk. Tarım zararlıları, GDO bilinmezliği, hijyen, pestisitler derken önümüzde sorgulamamız gerek birçok unsur belirdi. Peki ya üretimin özü, nihai ürüne giden yolun çekirdeği desek? Belki de ona gerektiği kadar çok önem vermiyoruz ve bu sebeple hakkında edindiğimiz bilgiler de oldukça kısıtlı. Medyanın da tohumculuk ve üretim içeriklerine bu denli dikkat kesilmeyişi ile, tüketiciler olarak üretim safhasından da uzak kalıyoruz. Bu içerikte sizlerle birlikte, tohumculuğu ve tohum türlerini, tarım ile ilişkisiyle ele almış olacağız. Tarımın köklerine ineceğimiz bu içerik için keyifli okumalar dileriz!
Ana Tema : Tohum
İçeriği başlıklara ayırarak anlatmaya geçmeden önce, işin özüne odaklanalım: Tohum nedir? Tohum dediğimiz bilimsel olarak; çiçekli bitkilerin üreme organı olan ve döllenme sonrası oluşan, yeni bir bitki oluşturabilecek yapıdır. Botanik açıdan ise; embriyo (gelişmemiş bitki), besin dokusu (endosperm ve perisperma) ve koruyucu bir tohum kabuğundan (testa) oluşur.
Gündelik hayatta gerek tüketimde gerekse dışarıda karşılaştığımız birçok çeşit tohum bulunuyor. Buğday rüşeymini mutlaka duymuşsunuzdur; buğday tanesinin %2-3’lük kısmına yani embriyo bölümüne verilen ad olduğunu biliyor muydunuz? Fındık, badem, ceviz üçlüsünün kendileri de yağlı tohumlardır aslında. Tükettiğimiz mısır taneleri de bir nevi şahsına münhasır bireylerdir desek, yanlışımız olmaz. Benzer şekilde içtiğimiz kahve dahi tohum yapısından meydana gelir. Yani günlük tüketimimizde tohumlara sıklıkla rastlamaktayız.
Açık Tohumlular
Tohumları bir meyve veya yumurtalık tarafından sarılmamış, yani açıkta bulunan bitkilerdir. Tohumlar genellikle kozalak pullarının arasında gelişir. Çoğu iğne yapraklı ve her dem yeşil bitkilerdir. Çam, sedir, ladin, ardıç, ginkgo gibi örneklerden bahsedebiliriz. Özelliklerine değinirsek;
- Gerçek çiçekleri bulunmaz.
- Genellikle kozalak (strobilus) taşırlar.
- Odunsu bitkilerdir, otsu formları yoktur.
- Rüzgârla tozlaşma yaygındır.
Kapalı Tohumlular
Tohumları, çiçeğin dişi organı olan yumurtalık tarafından sarılan ve genellikle meyve içinde gelişen bitkilerdir. Tükettiğimiz birçok meyve ve sebze bu grupta değerlendirilir. Buğday, pirinç, mısır, elma, armut, domates, fasulye örnek verilebilir. Özelliklerini inceleyelim;
- Gerçek çiçeklere sahiptir. (taç yaprak, çanak yaprak, dişi ve erkek organ)
- Döllenme sonrası yumurtalık meyveye dönüşür.
- Otsu ve odunsu türleri vardır.
- Tozlaşma; rüzgâr, böcek, kuş, hayvan ve su etkisiyle gerçekleşebilir.
Yerelin Üretim Gücü : Atalık Tohumlar
Yakın zamanda sıklıkla gündeme gelen ve yerli üreticilerin dayanağı olan atalık tohumları duymuşsunuzdur. Nedir bu atalık tohum dediğimiz? Atalık tohumlar, yerli ve doğal genetik yapısını koruyan tohumlardır. Binlerce yıl boyunca, çeşitli kuşakların emeğiyle yetiştiricilik yöntemleriyle elde edilmişlerdir.

Bu tohumlar, genetik çeşitlilikleri ve doğal dayanıklılıkları sayesinde, bitkilerin çevresel yapıya uyum sağlama özelliklerini de bugünlere miras olarak taşırlar. Zamanın ve zor koşulların mayasından gelen atalık tohumlar; tuzluluk, soğuk-sıcak havalar, çeşitli doğa olayları gibi çevresel streslere de daha dayanıklı yetişmişlerdir. Kendi kendini tohumlama doğurganlıklarıyla ve aynı verimde ürün sağlamaları ile, “atalık tohumların verimsizliği” düşüncesini de rahatlıkla çürütürler. Böylelikle diyebiliriz ki: İyi, verimli ve doğal tarımın yolu; Anadolu’da atalık tohumlardan geçer.
Türkiye’de Geleceğe Miras : Tohum Bankaları
Doğal, köklerden üretimi sürdürmek adına Türkiye’de de atılan adımlar var: Tohum bankaları. Tohum bankaları; yerel tohumları saklamak, çoğaltmak, korumak amacıyla kurulan, genetik çeşitliliği muhafaza eden kurumlar veya tesislerdir. Bu bankalar, doğal biyoçeşitliliği ve tarımsal çeşitliliği korumak, tarımda sürdürülebilirliği sağlamak için çokça kıymetlidir.
İlk tohum bankaları, doğal tohum çeşitliliğinin kaybolması ve gıda güvenliği risklerinin arttığı 1990’lı yıllarda kurulmaya başlanmıştır. Anadolu’nun çeşitli yörelerinden temin edilen ve geleceğe miras bırakılan bu tohumlar sayesinde, yabancı ve hibrit tohumlara olan bağımlılık azalma yolunda ilerlemiştir.
Tüketim Çağında : Hibrit Tohumlar
Hibrit tohum, iki farklı genetik yapıya sahip bitki çeşidinin kontrollü döllenmesiyle elde edilen, F1 (birinci jenerasyon) melez tohumlardır. Bu döllenme, genellikle bitkilerin istenilen özelliklerini (örneğin yüksek verim, hastalık direnci, hızlı olgunlaşma) bir araya getirmek amacıyla yapılır. Yani temel hedefler arasında; üretimde verimliliği korumak ve ürün ticari kaybını azaltmak vardır. Ortaya çıkan ürünler çoğu zaman atalık tohumlara kıyasla, daha az lezzete ve koku özelliklerine sahiptir. Ayrıca kullanılan tohumların çoğunluğunun kısır olduğunu söyleyebiliriz, nihai üründen alacağınız bir tohumluk size sonrası hasatta aynı kalite ile verimi sağlamayacaktır.
İlk olarak 1900’lerin başında ABD’de tarih sahnesine ayak basmıştır hibrit tohumlar. Mısır üretiminde denemelerin başarılı olmasıyla özellikle mısır üretiminde 1920’li yıllarda kullanımı yaygınlaşmıştır. 1930-1950 yılları arasında endüstriyel tarımın gelişmesiyle, yüksek verimli ve dayanıklı olmaları sebebiyle tarımsal üretimde öne çıkmışlardır. 1960-1980 yılları aralığında ise “Yeşil Devrim” adını duymaktayız. Asya ve Latin Amerika’da verimlilik artışı için kullanımları sonucu, yerel çeşitlerin birçoğu yok olmuştur. İşte bu noktada yüzümüzü atalık tohumlara ve yerli cinslere çeviriyoruz, günümüzde de hâlen tüketiciler için önemli bir tercih kriteri olarak yerini koruyor.
Tohumlarda Genetik Mühendisliği : GDO
GDO dediğimiz aslında başlı başına geniş bir dünyayı kapsıyor, biz şimdilik genel hatlarıyla ele alalım. GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma), laboratuvar ortamında bir organizmanın genetik materyaline müdahale edilerek istenilen özelliklerin kazandırıldığı organizmalardır. GDO’lu tohumlar ise, bu yönteme tabi tutulan bitki tohumlarıdır.
Bu tohumlar, doğal yollarla elde edilemeyecek özelliklere sahip olabilir:
-
Böceklere karşı direnç (örn. Bt geni)
-
Herbisit (yabancı ot ilacı) toleransı
-
Kuraklığa, tuzluluğa karşı dayanıklılık
-
Raf ömrünün uzatılması

Kısaca tarihini de inceleyecek olursak eğer;
GDO’lu tohumların tarihi, 1970’lerde genetik mühendisliğinin gelişmesiyle başladı. 1983’te ilk genetiği değiştirilmiş bitki (tütün) üretildi. 1994’te ABD’de Flavr Savr domatesi ile GDO’lu ürünler ticari piyasaya atıldı. 1996’dan itibaren Bt mısır ve Roundup Ready soya gibi zararlılara ve herbisitlere dayanıklı ürünlerin yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Bu tohumlar özellikle ABD, Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerde hızla benimsendi. Türkiye ise 2010 yılında çıkan Biyogüvenlik Kanunu ile GDO’lu tohum üretimini yasaklamış, yalnızca bazı GDO’lu yem hammaddelerine sınırlı izin vermiştir.
Kaynakça:
-
Tarım ve Orman Bakanlığı – TAGEM (Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü)
-
Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) – Atalık ve hibrit tohum raporları
-
FAO (Food and Agriculture Organization) – Hybrid seeds and food security
-
Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) – Türkiye’deki tohumculuk verileri
-
Biyogüvenlik Kurulu – Resmî Raporlar ve Mevzuat
-
PG Economics – GM Crops: Global Socio-Economic and Environmental Impacts
-
EFSA (European Food Safety Authority) – GDO güvenlik değerlendirme raporları
-
Science Direct – Hybrid seed studies and yield analysis
-
TÜBİTAK – GDO analiz çalışmaları
-
“Tohum ve Tarım Politikaları” – Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Ege Üniversitesi Yayınları
