TAPAS: KÜÇÜK TABAKLARIN BÜYÜK HİKÂYESİ

“Tapas” kelimesi çoğu kişide önce merakı, sonra da iştahı uyandırır. Belki bir film sahnesinden kulağımıza çalınmıştır, belki bir seyahat yazısından. Kimimiz onu ilk duyduğunda “meze gibi bir şey olmalı” diye düşünür. Aslında tapas tam da öyledir; küçük tabaklarda gelen ama büyük bir kültürün taşıyıcısı olan, sofrayı ve sohbeti iç içe geçiren bir yeme içme biçimidir. Bu yönüyle hem sade hem derin, hem gündelik hem de özel bir anlam taşır.

Tapasın kökenine indiğimizde karşımıza oldukça sevimli hikâyeler çıkar. Kelime, İspanyolcada “örtmek” anlamına gelen “tapar” fiilinden türemiştir. Rivayetlerden biri, “Endülüs’te bardaklara sinek konmasın” diye üzerlerine küçük ekmek veya peynir parçalarının kapatılmasıyla tapasın doğduğunu söyler. Bir başka hikâye ise sıcak rüzgârların şarabın tadını bozmasını engellemek için bardakların üzerine küçük tabak konduğunu, o tabakların zamanla yiyecek eklenerek mini birer sunuma dönüştüğünü anlatır. Hangisi gerçek bilinmez ama her iki hikâyede de doğallık, pratiklik ve günlük yaşamın içinden çıkan bir yaratıcılık vardır. Belki de tapasın bugün bu kadar sevilmesinin nedeni, doğduğu yerin bu sadeliğidir.

İspanya’nın farklı bölgelerinde tapasın değişik karakterlere büründüğünü görmek de bu kültürü daha cazip kılar. Endülüs’te bar kültürüyle iç içe, samimi ve sade tapaslar yaygındır. Bask bölgesine gittiğinizde ise ekmek üzerine yerleştirilmiş rengârenk pintxoslarla karşılaşırsınız; adeta tabak değil küçük birer sanat eseri sunulur. Katalonya’da iş deniz mahsullerinin inceliğine, modern sunumlara ve farklı aromalara kayar. Böylece yalnızca bir ülkeye ait gibi görünen tapas, aslında pek çok bölgenin kendine özgü dokunuşlarıyla zenginleşen bir yeme içme yorumuna dönüşür.

img_7165 TAPAS: KÜÇÜK TABAKLARIN BÜYÜK HİKÂYESİ

Bu kültür, İspanya’nın dışına çıkınca da karşılığını bulmakta zorlanmaz. Portekiz’de “petiscos” adıyla bilinen küçük tabaklar tapasla çok benzer bir gelenek barındırır. İtalya’nın antipasti kültürü, Yunanistan’ın meze sofraları, Latin Amerika’nın botanas ve picadas alışkanlıkları tapas ailesinin farklı coğrafyalardaki kardeşleridir. Yani küçük porsiyonlu yiyecekleri paylaşma fikri aslında insan doğasına oldukça yakın; bu yüzden tapas dünyanın pek çok yerinde rahatça benimsediği bir yeme anlayışına dönüşmüştür. Bugün New York’tan Tokyo’ya kadar birçok büyük şehirde modern tapas barlar bu kültürün küresel bir parçası hâline gelmiştir.

Türkiye’ye geldiğimizde ise tapas kültürünün neredeyse hiç yabancılık çekmediğini söylemek mümkün. Çünkü bizde zaten güçlü bir meze geleneği var. Türk mutfağında “ortaya koyup birlikte yeme” alışkanlığı oldukça köklüdür. Bir sofrada ortalığa yayılan küçük tabaklar, dostlarla paylaşılan mezeler, sohbet uzadıkça tazelenen küçük porsiyonlar aslında tapasla aynı ruhu taşır. Bu yüzden tapas, Türkiye’de kendine yepyeni bir alan açmaktan çok, var olan bir kültürün modern bir yorumu olarak hayatımıza girdi.

Son yıllarda özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara’da açılan restoranlar bu uyumu daha da görünür kıldı. Bir menüde patatas bravas ile fava, chorizo ile sucuklu minik tabaklar, İspanyol tortilla ile kabak mücverinin yan yana yer aldığını görmek kimseyi şaşırtmıyor artık. Bu tür mekanlar hem İspanyol tapaslarını getiriyor hem de Türk mutfağını küçük tabaklarla yeniden yorumlayarak iki kültürü buluşturuyor. Böylece tapas Türkiye’de yalnızca “yabancı bir mutfak ürünü” olmaktan çıkıp füzyon mutfak dediğimiz hale gelerek yerelleşmiş bir deneyime dönüşüyor.

Türk mezelerinin tapas anlayışıyla sunulması da bu dönüşümü hızlandırdı. Haydari, atom, fava, çerkes tavuğu gibi klasik mezelerin mini porsiyonlarla servis edildiği modern sunumlar artık alıştığımız bir görüntü hâline geldi. Hatta kimi mekanlar tamamen Türk usulü tapaslar geliştirdi: tek lokmalık mantılar, mini lahmacunlar, pastırmalı humusun küçük versiyonları, közlenmiş biberin minik tabaklarla sunulan hafif yorumları… Bunların hepsi tapas mantığıyla hazırlanıyor ama ruhunda Türk mutfağının kendine has sıcaklığı var.

img_7166 TAPAS: KÜÇÜK TABAKLARIN BÜYÜK HİKÂYESİ

Bu tarzın Türkiye’de sevilmesinin bir başka nedeni ise sosyalleşme alışkanlıklarımızla olan uyumu. Biz masada uzun uzun kalmayı, sohbeti yemekle birlikte sürdürmeyi, farklı tatları bir arada deneyimlemeyi severiz. Tapas bu ihtiyaca birebir cevap veriyor. Büyük porsiyonlar yerine küçük tabaklardan oluşan çeşitliliğin masayı daha eğlenceli hâle getirmesi, herkesin her şeyden biraz tatması, yemek deneyimini yaşamın bir parçasına dönüştürüyor. Bu yönüyle tapas, modern şehir hayatına uyduğu kadar, Türk misafirperverliğine ve paylaşım kültürüne de çok iyi oturuyor.

Belki de tapasın sırrı tam burada: Küçük tabaklarla büyük bir deneyim sunması. Sofrayı yalnızca yemek yeme yeri olmaktan çıkarıp sohbetin, paylaşımın ve birlikte zaman geçirmenin sahnesi hâline getirmesidir. İster İspanyol barlarında ister İstanbul’un bir tapas restoranında olun, tapas tabağını elinize aldığınız anda aynı ruhu hissedersiniz: yavaşlamak, tadını çıkarmak ve paylaşmak.

Sonuç olarak tapas kültürü, doğduğu yerden dünyaya yayılan, gittiği her coğrafyada kendine özgü bir yorum bulan ve Türkiye’de meze kültürü sayesinde çok sıcak karşılanan bir gastronomi alışkanlığıdır. Bugün bir tapas barına girdiğinizde yalnızca yemek sipariş etmiş olmazsınız; küçük tabaklar üzerinden kurulan bir sohbetin, kültürlerin kaynaştığı bir sofranın parçası hâline gelirsiniz. Bu da tapasın aslında sadece yemek değil, bir yaşam biçimi olduğunu gösterir.

Bir Cevap Yazın

Gözden Kaçırmış Olabilirsin

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin